Adana Escort ile Tutkulu Buluşmalalar

Adana Escort ile Tutkulu Buluşmalalar
Ben Derya, Adana, Seyhan…

Şu an gecenin iyice oturduğu bir saatte, evin içinde ışığı açık bırakmadan oturuyorum. Sadece mutfaktan gelen küçük bir sarı ışık var; o da evi aydınlatmıyor, daha çok “buradayım” diyor gibi. Balkon kapısı açık. Dışarıdan içeri giren hava günün ağırlığını biraz azaltmış ama tamamen silmemiş. Adana’da gece, gündüzün devamı gibi; sadece daha düşük sesle.

Sokaktan geçen bir aracın lastik sesi, uzaktan gelen bir motor, bir apartman kapısının kapanışı… Hepsi tanıdık. Bu şehirde sessizlik yok, sadece aralıklar var.

Elimde bir bardak su var. İçiyorum ama fark ederek değil. Bazen insan sadece bir şeyi tutmakla meşgul oluyor, anlamına bakmadan.

37 yaşındayım. Bir özel eğitim kurumunda öğrenci işleri ve idari koordinasyon tarafında çalışıyorum. Günüm çoğunlukla insanlar arasında geçiyor. Gelenler, gidenler, kayıt yaptıranlar, sorusu olanlar, bekleyenler… Herkesin bir acelesi var ama çoğu zaman acelenin sebebi net değil.

İşin içinde uzun süre kalınca şunu öğreniyorsun: insanlar sana sadece bilgi için gelmiyor. Biraz da sakinleşmek için geliyorlar. Konuşmak, dinlenmek, anlaşılmak…

Ama bunu kimse açıkça söylemiyor.

1.65 boyundayım. 56 kiloyum. Koyu kahverengi, omuz hizasında hafif dalgalı saçlarım var. Genelde doğal bırakırım çünkü kontrol etmeye çalışmak bana yorucu geliyor. Gözlerim ela ve özellikle gece ışığında daha yumuşak, daha derin bir tona giriyor.

Giyimde sade şeyleri tercih ederim. Fazla düşünülmüş kombinler değil, rahat hissettiren parçalar. Bugün üzerimde ince bir tişört ve bol bir pantolon var. Ev hali.

Adana benim için hem tanıdık hem yorucu bir şehir. Taşköprü’den geçerken hep aynı hissi alırım: sanki iki farklı hız arasında kalmışım gibi. Bir taraf eski, ağır ve sabırlı; diğer taraf hızlı, gürültülü ve sabırsız.

Merkez Park’ta yürümek bazen iyi gelir. Kalabalık çok değilse özellikle. İnsanların arasından geçmek bile zihni boşaltır. Ama bazen tam tersi olur; daha çok düşünmeye başlarsın.

Varda Köprüsü’ne bir kez gitmiştim. Aşağıya baktığımda hissettiğim şey yükseklik değildi. Daha çok bir “uzaklaşma” hissiydi. Sanki hayat biraz geride kalmış gibi.

Karataş sahili… orası farklı. Deniz var ama düzenli değil. Rüzgâr var ama yönü yok. Orada insan daha çok kendi iç sesiyle kalıyor. O yüzden herkes biraz daha sessiz oluyor zaten.

Adana’nın sert bir tarafı var. Yazın sıcaklığı, trafiği, kalabalığı… özellikle Baraj Yolu ve merkez saatleri insanı fark ettirmeden yoruyor. Ama yine de şehirden tamamen kopamıyorsun. Çünkü burası sadece yaşanılan değil, alışılan bir yer.

Ziyapaşa Bulvarı’nda oturup insanları izlemeyi severim. Herkes bir yere yetişiyor gibi görünür ama aslında çoğu aynı döngünün içinde yürür. M1 tarafında kalabalığın içinde kaybolmak bazen sadece düşünmemek içindir. Güzelyalı daha dengeli, daha sakin bir ritim verir.

İnsanları gözlemlemeyi severim. Ne söylediklerinden çok neyi söylemediklerine bakarım. Çünkü insanlar en çok boşluklarında kendilerini gösterir.

Bu yüzden güven benim için hızlı oluşan bir şey değil. Bir bakışla, bir cümleyle oluşmaz. Zaman ister. Tekrar ister. Aynı şeyin aynı şekilde devam etmesi gerekir.

İlişkilerde netlik önemli. Belirsizlik, sürekli değişen tavırlar, yarım bırakılmış cümleler… bunlar beni yorar. Ne varsa açık olması daha rahat bir alan yaratır.

Yakınlık konusunda acelem yok. Bir şey olacaksa olur. Olmuyorsa zorlamanın anlamı yok. Zorlanan şey bir noktadan sonra kendine benzemeyi bırakır.

Sessizlik benim için bir boşluk değil. Bazen en doğru iletişim şekli. Yan yana oturup hiçbir şey konuşmamak bile bir tür “tamamlık” hissi verebilir.

Şu an gecenin bu saatinde düşündüğüm şey şu: hayat büyük olaylardan çok küçük tekrarlarla şekilleniyor. Ve insan aslında en çok o küçük anlarda kendini görüyor.

Dışarıdan bir rüzgâr daha geçiyor. Perde hafif kıpırdıyor. İçerideki ışık duvara aynı sabit tonu bırakıyor.

Ve bu gece de bitmiyor aslında… sadece devam ediyor.

Yazar hakkında

Yayın
3720 yazı

Yorum yazın