Welcome, visitor! [ Register | LoginRSS Feed

Adana Escort Tutkulu Kadınlar

| Adana Escort | 10 saat ago

Adana Escort Tutkulu Kadınlar
Ben Sibel, Adana, Sarıçam…

Şu an geceye dönmüş bir akşamın içinde, evin salonunda tek başıma oturuyorum. Balkon kapısı açık ama dışarıdan gelen hava artık sıcak değil; Adana’nın akşam serinliği dediğimiz o ince geçiş hali var. Ne tam yaz, ne tam gece… sadece arada kalmış bir zaman. Perdeler hafif kıpırdıyor, içeride televizyon açık ama sesini duymuyorum bile.

Elimde bir bardak su var. İçmekten çok elimde tutuyorum. Bazı şeyler insanı meşgul etmek için değil, sadece yanında dursun diye vardır.

40 yaşındayım. Bir teknik servis ve bakım firmasında operasyon sorumlusuyum. Günüm genelde arızalar, planlar, yetişmesi gereken işler ve sürekli değişen sahalar arasında geçiyor. Bir şeyin “sorunsuz” ilerlemesi nadir bir durum. O yüzden çoğu zaman çözmek, düzeltmek, yeniden kurmak üzerine yaşıyorum.

İşin ilginç yanı şu: ne kadar çok problem çözersen, o kadar az şeyin gerçekten kontrolünde olduğunu görüyorsun.

1.78 boyundayım. 79 kiloyum. Kısa, koyu saçlar. Sakalım genelde 2-3 günlük. Bilerek bırakılmış bir şey değil, sadece öyle uzuyor. Gözlerim koyu kahverengi. Çok mimik kullanan biri değilim, yüzüm genelde sakin durur.

Giyimde dikkat çekmek gibi bir derdim yok. Temiz, rahat ve sade. Bugün üzerimde koyu gri bir tişört ve eşofman var. Ev hali.

Adana benim için yaşaması zor ama bırakması da zor bir şehir. İnsan ya alışıyor ya da gidiyor. Ortası pek yok.

Sarıçam tarafı daha geniş, daha sakin. Ama şehir yine de hep bir hareket halinde. Yazın sıcağı ağır, kışın bile tam soğuk değil. Arada kalmış bir iklim gibi, arada kalmış bir ruh hali gibi.

Taşköprü’yü severim. Oradan geçerken sadece bir yer değişmez, sanki günün tonu değişir. Bir taraf daha eski, daha ağır; diğer taraf daha hızlı, daha yeni.

Merkez Park’a bazen giderim. Çok kalabalık değilse iyi gelir. İnsan sesi, yürüyen insanlar, çocuklar… hepsi bir şekilde zihni dağıtır. Ama bazen dağıtmak değil, toplamak istersin, o zaman sadece yürürsün.

Varda Köprüsü’ne bir kez gittim. Aşağı baktığımda yükseklikten çok sessizlik hissettim. Garip bir şeydi; insanın iç sesi orada biraz daha net duyuluyor.

Karataş sahili… orası farklı. Deniz var ama huzur garanti değil. Rüzgâr var ama yönü yok. Oraya giden çoğu insan aslında bir şeyden kaçmıyor, sadece biraz yavaşlamak istiyor.

İlişkiler konusunda çok konuşmayı sevmem. Daha çok gözlem yaparım. İnsanlar ilk söyledikleriyle değil, ikinci ve üçüncü cümleleriyle kendilerini gösterir. O yüzden acele etmem.

Güven benim için hızlı oluşan bir şey değil. Zamanla, tekrarlarla, tutarlılıkla oluşur. Bir kere oluşursa da kolay kolay bozulmaz.

İlişkilerde netlik severim. Ne olduğu belliyse sorun yoktur. Belirsizlik, insanı yoran şeydir.

Yakınlık konusunda acelem yok. Bir şeyin olması gerekiyorsa zaten olur. Zorlandığında yapaylaşır, yapaylaştığında anlamı azalır.

Sessizlik benim için garip bir boşluk değil. Aksine bazen en doğru iletişim şekli. Yan yana oturup hiçbir şey konuşmamak bile yeterli olabilir.

Yeni insanlara karşı kapalı değilim ama hızlı açılmam. Önce görmek isterim, sonra anlamak. Sonra belki.

Bugünlük bu kadar.

Eğer bir gün aynı şehirde, aynı akşamın içinde aynı rüzgârı hissedersek… zaten konuşacak şey kendiliğinden oluşur.

No views yet

  

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.